• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Takvim
Yahoo Grup Üyeliği
Ankara CumokYahoo Gruba üye olmak isteyenlerin,
İletişim kısmından "İletişim Formu" nu doldurmaları,  konu kısmına yahoo grup üyesi olmak istediklerini belirtmeleri yeterlidir.
                 

Ankara CUMOK İletişim Sitesi

Liberalizimsiz Kapitalizm

Bilim Teknik 03.07.2009 Geçenlerde bir Avustralyalı konuşmacı Üsküdar Kültür   Merkezi’nde demokrasi üzerinde bir konuşma yapmış ve çağdaş demokrasiyi iki   basit öğeye indirgemiş: Parasal özgürlük, eğitimsel özgürlük. Yani herkes   istediğini öğrenecek ve bunun için de parası olacak. Bu ölçütlere göre   Türkiye’de demokrasi olamaz, demiş.
Doğan   Kuban

Üsküdar Kültür Merkezi’ne onu çağıranların ne dediklerini   anlatmadılar. Adam namuslu bir liberalmiş anlaşılan. İngiliz liberal geleneği   içinde konuşmuş. Çünkü bize ‘Ya demokrasi ya Laiklik' diyen ünlü İngiliz   dergilerini de okuduk seçimlerde. Bunu söylemeye cesaret eden bir İngiliz’in   ancak sömürgeci olduğunu da anlatmaya çalıştık. Gerçi emperyalist bir İngilizin   liberal de olsa bunu sadece kendi ülkesi için düşünen bir egoist olduğunu 19   yüzyıldan bu yana biliyoruz. Liberallerle muhafazâkarlar tartışırlarken İngiliz   sömürge imparatorluğunun üzerinde güneş batmadığını iki taraf da biliyordu.   Sömürge olsun ama, insanlar özgür de olsun; fakat bunun için uygarlık gerek; ama   senin bilgin az, ben de çok; sen fakirsin, ben zengin; ben bir Ramazan çadırı   kurayım, size demokrasi ve uygarlık getireyim demişler.

PARASAL ÖZGÜRLÜK OLSA

Parasal özgürlük olsa neler olmaz bir ülkede. Evlere   şeker, yağ, makarna dağıtılmaz. Ramazan çadırları olmaz. İslam’ın zekat şartı   kendinden oluşur. Haç farizasını olmazsa Umre’yi herkes yapabilir. İşsizlik diye   bir kavram olmaz. O zaman komünizm de olmaz. Çünkü kimsenin parası patronun   elinde kalmaz. İşsizlik açlık kapısıdır. Öyleyse demokrasi tokluktur. Bir sürü   kurama da gerek kalmaz. Hazreti Ömer adaleti kendinden oluşur. Karnı doyanın   gözü zenginin malında olmaz; o zaman hırsız da olmaz. Bu yeni dünya düzeninde   polise de gerek kalmaz. Çünkü güvenlik kendinden sağlanır. Tok aslan gazeli   yemez. Tok kedi sırnaşmaz.

Ne var ki bu özellik Avustralyalı konuşmacıya yetmemiş,   ve bir de eğitimden de söz etmiş. Özgür eğitim demiş. Başka bir deyişle herkes   bilecek, yani okuyacak ve istediğini öğrenecek. Bu bizimkilere biraz fazla   gelmiş olabilir.

Kapitalizm bir Avrupa hastalığıdır. Domuz gribi gibi   dünyaya Avrupa’dan bulaşmıştır. Peki bu hastalık Avrupa ve Amerika’da devam   ediyor mu? Ediyor. Yalnız adı liberal kapitalizm . Liberal politika tanım olarak   özgür kişi ve özgür toplum düşüncesinden başlayıp , biraz değişerek sadece   ekonomik özgürlük savunucusu konumuna geldi. Sonunda da kapitalistin özgürlüğüne   kadar indirgendi. Oysa İngiltere’de ta 1688 ihtilaline kadar geriye giden bir   tarihi olan gerçek liberal düşünce içinde o denli eski bir özgürlük ve demokrasi   tohumu vardı ki liberal demokrasiye ulaşmak için değişim ve reformlardan , özgür   düşünce ve özgür ifadeden yana olanlar her zaman var oldular.

Türkiye’de her şey bir kalıp olarak dışarıdan ithal   edildiği için liberalizm Turgut Özal yorumuna indirgendi. Avrupa’da gerçeği   saklamaktansa ölmeyi yeğleyen Sokrates’den başlayan, stoik felsefede devam eden,   Hıristiyan Kilise’nin de İsa’nın insan biçiminde olmasına dayanarak, aslında   antik geleneği yadsıyamayan bir davranış içinde, insana verilen değere dayalı   gelişmelerden başlayan bir özgürlük düşüncesi bizim liberallerin söylemine   yansımıyor.

Oysa Liberal düşünce en azından dini hoşgörüyü, eğitim   reformunu içeren bir gelişmedir. Bu özgürlük ve eğitim düşüncesinin arkasında   Locke dan Stuart Mill’e hatta sosyalistlere kadar uzanan düşünürler grubu var.

Türkiye’de yağmacı kapitalizme liberalizm olarak   bakanların ne dini hoşgörü ne de eğitim reformlarıyla ilgisi yok. Liberaller   halk egemenliğinin eğitimle olacağına inanıyorlardı. Liberal düşünce   ‘secularizm’ yani laiklik, gelişme ve bunlara dayalı bir genel mutluluk inancı   üzerine kurulmuş bir dünya görüşüdür. Jefferson ‘Geçmişin ölü elinden’ söz eder.   Bu her yeniliğe ‘bi’da' diyen bir düşüncenin tersidir.

Düşünceye, inanca, ifade etmeye, ticarete, mal mülk   edinmeye özgürlük diyenler, bizimkiler gibi, sadece mal mülk edinmeye   özgürlük’le yetinmeyi düşünememişlerdi. Avrupa liberalizminin arkasında Fransız   devriminin filozofları, aydınlanmacı düşünce, Kant, Jefferson, Amerikan devrimi,   özgür bir eleştiri geleneği var. Liberalizm her türlü özgürlüğü toplumsal   yaşamın bütünün de gerçekleştirmeye çalışan bir politik doktrindir.

Özgürlük düşüncesinin ise doğadan kaynaklandığını   düşünüyorlardı. Jefferson ‘Doğanın Yasaları ve Doğanın Tanrısı’ derken ‘Tanrı   doğanın tanrısıdır’ diyen Newton’u yineliyor. Liberalizmin bilime dayalı   gelişmeye inancı da, Tanrı’yı dışlamayan, bu kabulden kaynaklanıyordu.   Bizimkiler sadece ‘Laissez Faire’i anımsıyorlar ama, ne sosyal liberalizmi ne   welfare kapitalizmini, ne de welfare sosyalizmini akıllarına bile getirmiyorlar.   Görünüşe göre bizim kapitalistler liberal kapitalizmin liberalini bırakıp   kapitalizmi ile yetiniyorlar.

Bunlara paralel gözlemler de yapmak gerekir. Bugün tok   ve okumuş olanlar eski sömürgeciler. Aç ve okumamış olanlar da eski sömürgeler.   Bu gariplik hep gözüme battığı için ara sıra bu gözlemi hatırlıyorum. Korsanlar   Somalililerden çıkıyor. Orada devlet, tokluk ve eğitim yok. Sonra Mısır’ın,   Pakistan’ın, İran’ın yabancı ülkelerde hiç üsleri yok, demek savunacak   menfaatleri de yok. Ya da onu yabancılara bırakıyorlar. Eric Hobsbawm,   “İmparatorluk Çağı (1875-1914)” adlı kitabına, Max Weber’in 1894 deki bir sözünü   almış:

‘Burjuvaların kontrolündeki uygar ülkelerin uluslararası   ticaretin gelişmesi için gösterdikleri çabalar önce barışçı bir rekabet   ortamında oldu. Fakat şimdi başka bir aşamaya geldik: Artık ülkelerin dünyanın   ekonomik kontrolündeki hisseleri, evrensel etkinlikleri ve özellikle işçilerinin   kazanma potansiyeli güçleriyle orantılı olacak. ‘ (x)

Bugün bir şey değişmedi. Bu bağlamda paralel gözlemler   yapılabilir. Amerikan başkanları Kahire’ye İslam’a mesaj vermek için geliyorlar,   fakat Mısır başkanları Hıristiyanlara mesaj vermek için Washington’a gitmiyor.

Mesaj alışverişinde bir eksiklik var. Bu internetin   Mısır’da değil, Amerika’da keşfedilmiş olmasından kaynaklanıyor olmalı.   Mikrosoft (ya da egemen sanayi) ara sıra başkanları dünyaya gezmeye gönderiyor;   Microsoft Amerikan ve Avrupa mesajlarını dünyaya gönderiyor; Mikrosoft dünyanın   gözünü ve kulağını satelit şeklinde uzaya gönderiyor, ve Büyük sanayi CO2’yi de   dünyaya gönderiyor. Avustralyalı konuşmacı sizde açlık var, eğitim özgür değil,   öyleyse demokrasi yok, diyor. Aslında mikrosoft dünyası bize açlık ve   eğitimsizliğin demokrasi olduğu şeklinde yazılı ve politik mesaj da gönderiyor.

Batı demokratik maskeli bir mikrofonda fakir milyarlara   sömürge söylemini ihraç ediyor gibi gözükmüyor mu?

Geçen gün Danimarkalı milletvekilinin Bulgarlarla   Romenlere aptal dediğini okumuştuk. Sonra Berlusconi ‘bu zenciler Milano’da ne   arıyor’ dedi. Sarkozy Fransız takımlarında çok zenci olmasa benzer bir şey   söyleyebilir. Fakat Le Monde gazetesi geçen gün Brezilya’dan gelen uçaktaki   yolcuların ülkelerine göre bir listesini vermişti. Herhalde bir tek Türk olduğu   için ondan söz etmeye gereksinme duymamıştı.

Bu vesile ile 1925 yılında babamla annemin Paris’te   başlarına gelen bir hikâyeyi anımsıyorum. Ayakkabı boyatıyorlarmış, boyacı   olasılıkla Fransız sömürge vatandaşı; konuştukları Türkçeyi anlamayınca siz   nerelisiniz demiş. ‘Bil bakalım’ demişler. Annem hep heyecanlı anlatımıyla ‘yahu   Çingene dahil 30 millet saydı, Türk aklına gelmedi’ derdi. Şimdi düşünelim bu   bir Batı kültürü ‘omission’u mudur?

Asya’nın Kıbrıs adasındaki üç yüz bin Hıristiyan’ı   Avrupa üyesi yaptılar. Kıbrıslı Rum bizim oraya gönderdiğimiz iki yüz bin   köylüden daha bilgili ve daha zengin. Acaba onları tok ve eğitilmiş oldukları   için mi Asya adasını Avrupa’da sanıp AB’ye aldılar? Türkiye’de Kıbrıs Rum’undan   daha çok okumuş ve tok hiç olmazsa yirmi kat daha fazla demokrat var. Burada   karışık daha doğrusu yalanla örtbas edilmiş evrensel mekanizmalar yok mu? Fakir   İslam ülkeleri zengin satıcı- fakir alıcı ilişkisinin kendilerini hangi konumda   bıraktığını anlamadan yaşadıklarını sanarak vakit geçiriyorlar   .

(x) Dünyada sömürü ajanı olmayan namuslu düşünürler var. Bizim   sofistlerde bulamayacağınız doğru yargıları onlar dile getirirler.


Yorumlar - Yorum Yaz