• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Takvim
Yahoo Grup Üyeliği
Ankara CumokYahoo Gruba üye olmak isteyenlerin,
İletişim kısmından "İletişim Formu" nu doldurmaları,  konu kısmına yahoo grup üyesi olmak istediklerini belirtmeleri yeterlidir.
                 

Ankara CUMOK İletişim Sitesi

Devletçilik

Cumhuriyet 11.03.2009 Atatürkçü devletçilik ilkesi çağdışı değildir. Nasıl ki katı bir devletçilik anlayışı ile bir yere varamazsak, gözü kara, aşırı bir özel girişim anlayışı ile de bir yere varamayız. Prof. Dr. Suna KİLİ

Kapitalist sistemin yarattığı ekonomik ve mali krizin tüm dünyaya    yayılması sonucu, bu krizi çözmek için devletin ekonomiye müdahale    gerekliliği en çok gündemde olan konulardan biridir. Aslında devletin    ekonomiye müdahale ederek kapitalist sistemin yeniden işlerliğe kavuşması    istenmektedir. Yoksa bu müdahalenin amacı, tüm gerekleriyle “sosyal    devleti” kurmak ve yaşatmak değildir. Örneğin, 2. Dünya Savaşı sonrası Keynes ve günümüzün Nobel ödüllü ekonomisti Paul Krugman, kapitalist sistemde    köktenci bir değişim yaratmak amacında değillerdir. Krugman, yıllardır “Güdülen    ekonomi politika yanlıştır, bu böyle süremez; ergeç yeni bir New Deal dönemine    dönmemiz gerekecektir” diyerek Roosevelt döneminde kapitalist    sistemi buhrandan kurtarmak ve bu sistemin daha sağlıklı bir işlerliğe    kavuşması için bir ölçüde devlet müdahalesinin uygulandığı döneme işaret    etmektedir.

Özellikle 1980’lerden bu yana Batı düşünürlerinin önemlice bir kesimi,    küreselleşme siyasaları sonucu geniş halk kitlelerinin fakirleştiğine ve    toplumsal dengelerin altüst olduğuna işaret etmektedir. Örneğin ünlü    Amerikalı siyaset bilimci Theodore J. Lowi, demokrasinin ekonomi    kuramı açısından tanımlanmasının, “serbest pazar” anlayışının tek    başına her amacı gerçekleştirebilir değerlendirmesine yol açtığına işaret    etmekte ve demokrasinin bu “ekonomik” değerlendirmesinin bilimsel    ekonomi olmadığını vurgulamaktadır. Lowi’ye göre bu bir “ideolojidir”    ve aynı zamanda iyi bir ideoloji de değildir, çünkü serbest pazar, bu pazara    giren herkesi “özgür” yapmamaktadır.

Yine Lowi’ye göre 1980’den bu yana iftiralarla devleti küçümseyen ve onu,    tabii bu arada “politikayı” da dünyada “mantıksızlığın” kaynağı    olarak gören tehlikeli anlayış yayılmaktadır. “İktisat” yalnızca    ekonomik düşünce sistemini değil, sosyal ve siyasal teori’yi de içine alarak    “ideolojik” bir içeriğe kavuşmuştur. Ve tüm bu gelişmeler    göstermektedir ki “iktisat”, “ekonomi” diye bir şey yoktur.    Ortada olan “politik ekonomi”dir. Ve politik ekonomi beraberinde 3    konuda önemli sorun getirmektedir: Bunlardan biri “yurttaşlık”    konusudur. Aşırı bireyci, aşırı rekabetçi bir “pazar” iyi yurttaşlık    olgusunu geçersiz kılmaktadır. İkincisi ise “ekonomik değer”, “ekonomik    zenginlik” konusudur. Rekabet zenginlik doğuruyor deniyor. Ancak    zenginlik fakirlik doğurmaktadır. Çünkü küreselleşme siyasaları ile elde    edilen zenginlik, bu siyasalara koşut benimsenen sosyo-politik anlayış    nedeniyle halka dağıtılmamaktadır. Bu siyasalardan insanlığın büyük çoğunluğu    zarar görmektedir. Üçüncü şık ise küreselleşme nedeniyle güdülen siyasalar,    kısa sürede çok para kazanma hırsı, özellikle gelişmekte olan ülkelerin “çevresine”    onarılmaz zararlar vermektedir.

Atatürk Türkiye’sinde Devletçilik (1)

Kapitalist sistemin karşılaştığı açmazlar nedeniyle gelişmiş Batı    dünyasından tüm dünyaya yayılan ekonomik kriz, özellikle Türk düşünürünü    devletçilik konusunu yeniden incelemeye itmiştir. Aslında devletçilik ilkesi    hiç unutulmamalıydı. Atatürk ilkeleri bir bütündür. Bu ilkeler    birbirini tamamlamakta, her biri öbürleriyle anlam kazanmakta ve    güçlenmektedir. Atatürkçülük 6 ilkesi içinde vardır. Devletçiliği ya da bir    başka ilkeyi geçici görmek, yok saymak, Atatürk ilkelerini yadsımak ve    bütünsellik içindeki bir düşünce sistemini yozlaştırmaktır.

Devletçilik ekonomik büyümeye, emeğe, dağılıma, insan öğesine bir bakış,    bir anlayış biçimidir. Devletçilik ulusal ekonomiyi kurmak ve bu ekonomiyi    halk yararına, ulus yararına, ulusal devlet yararına yönlendirme girişimidir.    Bu nedenlerle, içerik ve amaç olarak Keynes ve Krugman’ın görüşlerinden    farklıdır:

Uzun bir kapitülasyon döneminden, bu dönemin ülkeyi her şeyi ile sömüren,    tüm varlığını, yeraltı, yerüstü kaynaklarını dışa akıtan uygulamasından sonra    yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti için ulusal bir ekonomiye yönelmek    kaçınılmaz, onurlu yaşamanın ön koşulu sayılmıştır. Devletçilik ulusal bir    ekonomiyi kurmanın ve bu ekonomiyi güçlendirmenin ilkesidir. Devletçilik, Atatürkçülüğün devlet, ülke olanaklarının kullanımında,    işletilmesinde, kalkınmada, çağdaşlaşmada devletin ekonomik işlevine yön    veren ilkedir. Ulusun, devletin olanaklarını, ülkenin varlıklarını ulus    yararına, halk yararına kullanmak, kalkınmayı gerçekleştirmek, ulusu tüm    bireyleriyle mutlu kılmak, ülkeyi bayındırlaştırmak, gönendirmek devletin    birincil görevidir. Ülke içinde olduğu gibi ülke dışında da yabancı    devletlere karşı ulusu bağımsız, güçlü, çağdaş kılmak; ezilmekten,    sömürülmekten, bağımlılıktan kurtarmak devletin birincil yükümlülüğüdür.

Özel girişim

Özel girişime, 1923-1930 yıllarında atılım yapması için olanaklar    tanınmıştır. Ancak özel girişim, kalkınmada güçlü ve yeterli bir etken    olabilecek durumda değildi. Özel anamal kıtlığı, teknik bilgi noksanlığı ve    deneyimli Türk işadamlarının bulunmaması gibi nedenlerle özel girişim, o    yıllarda bir güç oluşturamamıştır. Devletin ekonomide etkinliği Cumhuriyetin    başından beri var olan bir gerçekti, fakat devletçilik resmi bir siyasa    olarak 1931’de benimsenmiştir. Devletçilik, salt kapitalist ve salt    Marksist modeller dışında bir ekonomik kalkınma yöntemi aramanın ve    bunun gereğine inanmanın ürünüdür. 1929 yılından başlayarak bir yandan    anamalcı dünyanın en derin bunalımlarından birini yaşaması, öte yandan Sovyet    modelinin ulusallığı yadsıması, aşırı yeğinlik yöntemine başvurması    Türkiye’yi, bu dönemde devletçilik ilkesi yoluyla kendi ulusal ekonomik    kalkınma modelini oluşturma çabasına itmiştir. Çağdaş Türk sanayiinin    kurulması bu dönemde başlamıştır. Atatürk, kuram olarak ve uygulamada “sosyal    devlet” kavramını içeren ulusal ekonomik kalkınma modeli oluşturmaya ve    bunu devletçi bir siyasa ile uygulamaya çalışmıştır.

Atatürk devrim modelinde köklü ekonomik değişmeleri sağlama konusunda    aşamalı bir yöntem kullanılmıştır. Devletçilik ilkesi böyle aşamalı bir    değişimin ilkesi olmuştur. İlk beş yıllık plan da bu doğrultuda bir    uygulamadır. Çok geniş kapsamlı, olağanüstü çabuk ve köklü sosyal, ekonomik    değişmeler, totaliter bir yönteme özgü olan yıldırı ve yeğinliği gerektirir.    Atatürk ve kadrosu böyle bir yöntemi yeğlememişler, kalkınmanın bedeli    üzerinde de durmuşlardır.

1929’daki dünya ekonomik bunalımının Türkiye’yi etkilemesi sonucu 1932’de    devletin ekonomik alana, kalkınma çabasına kesin olarak katılma zorunluğu    duyulmuş ve hazırlanan beş yıllık plan 1933 yılında uygulamaya konulmuştur.    Türkiye’nin ilk büyük sanayi yatırımları bu ilk beş yıllık plan döneminde    yapılmış, bunlardan verimli sonuçlar alınmıştır. Atatürk Devrimi’nin halkçı,    toplumcu, devrimci içeriği devletçi bir ekonominin geliştirilmesine uygun    düşmüştür.

Devletçilik ilkesi özel girişimciliği reddetmez. İyelik hakkına    saygılıdır, fakat iyelik hakkının toplumun, ulusun yararlarına aykırı biçimde    kullanılmasına da izin vermez.

Sanayileşme

Atatürk Türkiye’si özde kendi çabasına dayanarak sağlıklı, olumlu bir    sanayileşme siyasası gütmüştür. Genel olarak çok geri bir ekonomik    yapıya sahip ve iç anamal birikiminin çok zayıf olduğu bir ülkede, üstelik    dünya ekonomik bunalımı nedeniyle dünya ekonomisinin de en olumsuz geliştiği    bir ortamda, Atatürk Türkiyesi, hiçbir anlamlı dış yardım ve iç borçlanmaya    başvurmadan, sağlıklı bir sanayileşme siyasası güdebilmiştir. Sanayileşme    siyasasının sağlıklı olarak nitelendirilebilmesinin başlıca nedeni, gerek    ağır, gerekse tüketim maddeleri sanayileri yatırımlarına, üstelik o zamana    göre, çağdaş teknoloji ile başlanabilmesidir. Öte yandan, söz konusu sanayileşmede    gerek enerji kaynakları, gerekse diğer hammaddeler açısından öz kaynaklara    dayanılması, bağımsız ekonomik gelişmeyi pekiştirici nitelikte olmuştur. Eğer    söz konusu sanayileşme stratejisi daha sonraki yıllarda da sürdürülebilseydi    durumun bugünkünden çok farklı olacağı rahatlıkla söylenebilir.

Atatürkçü devletçilik ilkesi çağdışı değildir. Nasıl ki katı bir    devletçilik anlayışı ile bir yere varamazsak, gözü kara, aşırı bir özel    girişim anlayışı ile de bir yere varamayız; sağlıklı bir toplum olamayız.    Aşırı bireyselciliği ilke edinmiş, sosyal adalet anlayışından yoksun,    teknolojiyi yakalamış, gelişmiş ama yurttaşlarının bir kesiminin karton    kutular içinde yaşamasına duyarsız, bu duruma çözüm üretemeyen, üretmek    istemeyen “güçlü”nün her şeye hakkı olduğuna inanan özel girişim    anlayışı da çağdışıdır, insancıl değildir. Nitekim, bugünlerde dünyada    yaşanan ekonomik ve mali kriz, gelişmiş ülkelerce sürdürülmüş olan    ekonomi-politikaların doğru olmadığının, insancıl olmadığının yeni bir    kanıtıdır.

Devletçilik anlayışı, kalkınmada, sanayinin kurulup geliştirilmesinde karma    ekonomiyi destekler ve sosyal adaletin gerçekleşmesinde, sosyal    güvenliğin sağlanmasında karma ekonominin başarılı olacağına inanır. Özel    girişimin kalkınmada önemli bir işlevi vardır. Ancak devletin kalkınmada,    özellikle eğitim, sağlık ve savunma alanlarında birincil görevi vardır.

Sonuç

Dünyanın karşılaştığı ekonomik krizin tüm gelişmiş ülkeleri “devletçi”    bir çözüme ittiği gerçeği karşısında, devletçi ekonomi-politikaların ne denli    önemli olduğu bir kez daha vurgulanmaktadır. Ancak bu ülkeler devletçi    politikalarını, en azından şu aşamada, kapitalist sistemi kurtarmak için    kullanmaktadırlar.

Oysa, Atatürk Türkiyesi ekonomisini kurmak, halkın gönencini sağlamak,    ülkenin, bağımsızlığını ve onurunu korumak için devletçi bir ekonomi-politika    yürütmüştür. Ülkemizin esenliği için devletin kalkınma-çağdaşlaşma sürecinde    devletçilik ilkesinin önemi yadsınamaz. Unutmamak gerekir ki, devletçilik    “kamu yararını” ön plana aldığından “Cumhuriyetçi” bir ilkedir.

1) Bu konuda bkz: Suna Kili, Atatürk Devrimi: Bir Çağdaşlaşma Modeli, 11.    baskı. Türkiye İş Bankası Yayını, 2008. s. 203-212 ve passim.


Yorumlar - Yorum Yaz