• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Takvim
Yahoo Grup Üyeliği
Ankara CumokYahoo Gruba üye olmak isteyenlerin,
İletişim kısmından "İletişim Formu" nu doldurmaları,  konu kısmına yahoo grup üyesi olmak istediklerini belirtmeleri yeterlidir.
                 

Ankara CUMOK İletişim Sitesi

Kadın Meselesine Dair Alternatif Çözüm(!)ler, Serap EMİR

KADIN MESELESİNE DAİR ALTERNATİF ÇÖZÜM(!)LER                 08.03.2016

Gericiliğin ve dinciliğin ayyuka çıktığı şu günlerde; kadınların yaşadığı sorunlara dair bu ülkede söylenecek çok söz var. Bu sözlerden en çoğu da kadına yönelik şiddete dair sarf ediliyor. Her gün gazetelerden kadınların mağduru olduğu o kadar çok şiddet (taciz ve tecavüzü de şiddetin bir parçası olarak varsayıyorum.) haberleri okuyoruz ki; artık hepimiz istatistiksel bir veriye dayanmadan dahi bu topraklarda kadına yönelik şiddetin bir olgusal gerçeklik olduğu konusunda hemfikiriz. Ama bu şiddetin failinin kim olduğu ve kadına yönelik şiddet olgusunun nasıl ortadan kaldırılacağı konusunda genelde fikir ayrılıklarına düşüyoruz. Gerçi kimi "çözüm" adına üretilen "fikirleri" duyunca; insanın iyi ki de ayrılığa düşüyoruz diyesi geliyor ya neyse... Hepsine yeri geldikçe değineceğiz. Ama bu "çözüm" kısmına gelmeden önce, gelin hep beraber sorunu saptamak adına meselenin asıl kaynağına inelim.

Kadınlar neden şiddete uğruyor? Bu soruya birçok spesifik cinayet ve tecavüz vakasından yola çıkılarak cevap verilebilir: kocasından boşanmak istediği için, mini etek giydiği için, gece geç saatte tek başına karanlık sokakta dolaştığı için, boşandığı eşiyle tekrar barışmak istemediği için, minibüste tek başına kaldığı için, kürtaj yaptırmak istediği için, çalışıp eve ekmek getirmek istediği için... Bu örneklerden yola çıkıldığında kadın cinayetlerinin görünürdeki failleri erkekler. Meselenin derinine inmeyip, görünürdeki durumdan hareketle kolaycılığa kaçarsak; erkekleri düşmanımız da ilan ederiz, onları 8 Martlarda düzenlenen yürüyüş kortejlerine de almayız, her erkeği birer potansiyel katil ve tecavüzcü olarak da görürüz ve en nihayetinde mesele sokakta pembe taksilere, mecliste ise "meclis kuaföründe erkekler çalışmasın"lara kadar gelir. Ve orda da durmaz; çünkü meseleye buradan bakılırsa bunun sonu yoktur. Meselenin vahametini hala anlayamamış olanlar için... Oldu olacak kamusal alanı da haremlik selamlık diye ikiye bölelim de bitsin bu iş. Ne farkımız kaldı kadını kamusal alandan soyutlayıp evine hapsetmeye çalışan yobaz zihniyetten? Geçelim.

Ortada saptayamadığımız bir asli fail var hala... O halde araştırmaya devam edeceğiz. Yukarıda sorduğumuz soruya bulduğumuz cevapları derlediğimizde ortaya şu çıkar: Mini etek giymeyen, gece geç saatte sokakta dolaşmayan, minibüse yalnız binmeyen, çalışmayan, kocasına sormadan kürtaj yaptırmayan kadın şiddete kurban gitmez. Peki kadına dair bu çerçeveyi kim çizdi zihinlerimizde, bu önermenin doğruluğundan nasıl eminiz? Ve ötesi, bu çerçeveye sığmayan kadına her tür vahşeti yaşatma rolünü de erkeğin üstüne yapıştıran kim? Toplum, yanıtını duyar gibiyiz. Hatta hızını alamayanlar çoktan toplumsal cinsiyet denen derin ve dipsiz kuyuya daldılar bile. Eğer aşağı ip uzatmazsak; toplum mühendisliğinden bir girecekler, eğitim şart'tan, erkekleri de büyüten en nihayetinde bir kadındır'dan, sokakları aydınlatmak adına belediye meclisine girip çevre mühendisliğine soyunmaktan, hazır belediye denip seçimlerden laf açılmışken partilerin kadın kotalarından, ve en son peki ben sana bi şey sorayım: bu ülkede kaç kadın kaymakam var'dan çıkacaklar. Bu çözümlerin önemi tartışılabilir ama emin olalım ki bu tartışma havanda su dövmek olur. Çünkü hala sorunun köküne inemedik; buzdağının görünür yüzeyindeyiz. Eğer toplumu dönüştürmekse çözümümüz, öğretmencilikten, belediyecilikten, vitrincilikten, hele de annelikten bir adım daha öteye gitmemiz gerekmez mi? Özü; toplumu değiştirmeye niyetliysek o toplumun temelinde yatan, ona şekil veren toplumsal yasaları değiştirmek gerekmez mi? Peki nerden doğuyor bu yasalar? Herhalde adına toplum denen zeki insanlar topluluğu, geçmişin tüm kültürel birikimini önlerine yığıp bu yığından kadın ve erkeğe toplumsal roller seçmiyorlar değil mi? Bu toplum denen şeyin temelinde, toplumsal ilişkileri var eden, bu ilişkiler üzerine toplumsal yasaları bina eden bir ekonomik bölüşüm sistemi var. İşte o ekonomik sistem ki; kimlerin üretip kimlerin mülk edineceğine dair toplumsal yasalar koyuyor. Günümüzde adlı adınca bu ekonomik sistem; sömürüden, kar maksimizasyonundan, rekabetten beslenen ve hiçbir şekilde insana yakışmayan, kapitalizm. Kapitalizm, erkeği; gündüz fabrikalarında işçi olarak çalıştırıp emeğini sömürüyor, akşam evine yollarken ise kendi sömürü ideolojisinin bekçiliğiyle tembihleyip kadına karşı bir burjuva olarak kullanıyor. Kadını ise; erkeğini bir sonraki iş gününe hazır eden, ona yemek yapan, kıyafetlerini yıkayıp ütüleyen, bu arada yüzünden gülümsemeyi eksik etmeyen, fabrikalarda çalışmaya aday yeni çocuklar doğuran ve bu çocukları da kapitalizmin isteklerine uygun olarak yetiştiren bir "eş" ve "anne" rolüne sokuyor. Bu rolde, ihtiyaç duyulmadıkça kadının çalışması senaryosu yok; kadının ait olduğu mekan aile birlikteliğinin sürdürüldüğü dört duvar arası, ev. Sermaye kadın ve erkeğe dair yarattığı bu rolleri, eğitim, medya, yargı, kolluk kuvvetleri gibi birçok baskı aygıtından faydalanarak sağlama alıyor. Fakat bu yolda gelmiş geçmiş en büyük işbirlikçisi ve kadını hizaya sokma sopası: din ve beraberinde gericilik. Dinsel dogmalar eliyle kadın toplumda bedeniyle başlı başına bir "günah" simgesi haline getiriliyor ve toplumun dışına itiliyor. Diz kapağından kılına, tüyüne kadar kadının tüm bedeni, toplumsal tartışmalara açılabiliyor, yani kadın bedeni üzerinden dileyen "ehiller" ahkam kesebiliyor.

Sermayenin, dinci gericilik desteğiyle yarattığı bu kadın çerçevesi, kendisinin de işine geliyor. Hem kadını dilediğinde ucuz işgücü olarak çalıştırabiliyor; çünkü bir kadın asla bir erkeğe denk olamaz (din de böyle emreder), onun yaptığı kadar iş yapamaz, gece mesaiye kalamaz, sık sık şehir dışına çıkamaz, hamile kalabilir, evlenebilir ki bunu yaparsa evin erkeğine öncelik vermesi gerekir ve ev işleri artar, bu nedenle erkeğin aldığı maaşı alamaz, ve çalışacaksa da edebiyle adabıyla çalışıp az ücrete de razı olmalıdır; hem de düzenin en küçük yapıtaşı olan ailede emek gücünü hem ideolojik hem fiziksel olarak hiçbir karşılık vermeden kadın aracılığıyla yeniden üretebiliyor.

Toplumda üretilen gericiliğin ve sömürünün, dolayısıyla kadına yönelik şiddetin ve sömürünün de asli faili çok açık: Kapitalizm. Sorunu tespit ettiğimize göre çözüme de gelebiliriz. Eğer kadın sorununu çözeceğiz diyorsak onun yeri bu düzen olmayacak, o çok açık. Ha eğer siz tüm bunları biliyor ve yine de kapitalizm koşullarında eşitlik diye diretiyorsanız; buyrun seçin hangi erkekle eşit olmak istediğinizi? Bir maden işçisiyle mi, bir inşaat işçisiyle mi yoksa kan emici bir patronla mı eşit olmak isterdiniz? Bu kokuşmuş sömürü düzeninden biz kadınlara eşitlik de özgürlük de çıkmaz. Eşitlik ve özgürlük istiyorsak, bu düzeni değiştireceğiz. Bunun da kadınlı-erkekli örgütlü mücadele dışında başka yolu yok!

                                                                                                               Serap EMİR, 8 Mart 2016