• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Takvim
Yahoo Grup Üyeliği
Ankara CumokYahoo Gruba üye olmak isteyenlerin,
İletişim kısmından "İletişim Formu" nu doldurmaları,  konu kısmına yahoo grup üyesi olmak istediklerini belirtmeleri yeterlidir.
                 

Ankara CUMOK İletişim Sitesi

Ya Kamu Yararı Ya Melih Gökçek, Eren Can ÇAM

Ya Kamu Yararı Ya Melih Gökçek

2012 yılında gerçekleşen toplantılarda tanıtımı yapılan "Kızılay Değişiyor" isimli projeyle, Sıhhiye'den Kuğulu Park'a kadar tespit edilen 135 binanın cephesi, Selçuklu mimarisi özelliklerini taşıyan fiblo betonla giydirilecekti. Yıllardır şehir planlamacılarının ve mimarların tepiklerine rağmen, belediyeye ve kamu kurumlarına ait olmak üzere toplam 7 binanın cephesi giydirildi. Sermaye eliyle reklam panosuna döndürülen bina cepheleri,  gerici ve piyasacı belediyenin projesiyle yine sermayedarlara peşkeş çekilerek kural tanımadan makyajlanıyor.

Peki Kızılay Meydanı'nda; bir büfeye, direğe, metro çıkışına, taze sıkılmış meyve suyu satan BELSO aracına, devasa boyutta bir saksıya, dükkanın önündeki reklam panosuna, kapatılmamış bir çukura denk gelmeden kaldırımda ne kadar yürüyebilirsiniz? Ya da oturduğunuz evin bulunduğu sokak, semt, mahalle çoktan talana açılmadı mı? Peki, bu talanı gerçekleştirenler kim?

İbrahim Melih Gökçek, Ankara'nın başına gelmiş en büyük beladır ve kentin talan edilmesinin baş sorumlusudur. Bu cümleye hiçbir itiraz gelmeyeceğini, AKP içindeki Gökçek-Arınç tartışması ve seçimde AKP'ye oy verse dahi her otobüse bindiğinde Gökçek'e (en yumuşak ifade ile) sitem eden insanlardan duyduklarıma bakarak söyleyebilirim. "Herkesin nefret ettiği bir belediye başkanı varsa, onu değiştirelim ve kenti kurtaralım." O kadar kolay değil ve zaten mesele sadece o değil. Evet, Gökçek kurtulmak gereken bir beladır. Ancak talan Gökçek'ten önce başlamıştır ve başarılı olmazsak sonra da devam edecektir.

Cumhuriyetin kuruluş döneminde kasaba halindeki Ankara, kısa bir zamanda kamu binaları ile donatıldı ve planlı bir kent haline getirildi. 1950'li yıllara gelindiğinde köyden kente göçün etkisiyle artan nüfus ve beraberinde oluşan sorunlara cevap olarak kent planlamasının baştan yapılaması gerekti. "Nihat Yücel ve Raşit Uybadin tarafından hazırlanan ve 5720 hektarlık bir alanı kapsayan Ankara İmar Planı 1957 tarihinde onanarak yürürlüğe girmiştir. Bu planla, hedef yılı olan 2006 yılında 750 bin nüfusa yönelik olarak Ankara’da çok geniş alanlar planlanmıştır. Bu dönemde artık Kızılay yeni bir merkez olarak ortaya çıkmıştır ve Ankara’nın “Modern / Çağdaş Kent Kimliği”nin bir göstergesi olarak mimari örneklerin sergilendiği bir arena haline gelmiştir... Konut konusunda oluşan piyasa koşulları siyasal süreç ve plancılar üstünde önemli baskılar doğurmuştur. Jansen‘ in “Bahçelievler” düzenine göre kurmuş olduğu parselasyon ve yol düzeni içinde çok katı yapılaşmaya olanak tanınmıştır. Bunun sonucunda çok hızlı bir yıkım süreci ortaya çıkmış, bahçeli evlerin yerini yüksek yoğunluklu apartmanlar almıştır. Bu gelişme şehrin yol ve altyapılarının yetersizliğine neden olmuş, sosyal tesisler yetersiz hale gelmiştir."[i]

Burada planlı bir kentten nasıl bu hale gelindiğini anlamak için konuyu sadeleştirelim. Bu hafta da bir seçim yapmamız gerekiyor. Kent planlaması yapılırken, sermaye sınıfının kâr oranına göre mi hareket edilecek? Yoksa yapılacak en ufak düzenlemede bile ilk önce kamu yararı mı gözetilecek? Mustafa Koç'un ölümünün ardından halktan gelen tepkilere bakarsak belirtmekte yarar var; AKP belediyeleri için seçmenlerinden sık duyduğumuz "çalıyorlar ama yapıyorlar" sözüyle, sermayeye karşı yapılan olumlama aynı şeydir. Haziran Direnişi'nde diktatöre karşı;  özgürlüğünü, ağacını ve kentini savunan halk, sermaye karşısında da kamuculuğu savunmadığı sürece, kentler talana açık halde kalacaktır. Gericiliğin ve piyasacılığın hız kazandığı son dönemde de bu talanın şiddeti artacaktır.

Bu konu tartışılırken "yanlış olsa da yapmışlar işte, eski hali daha mı iyiydi" diyenler veya " evet yaşanılamaz bir hale geldi gitmek lazım bu şehirden" diyenler olur. İlk cümle için, basiretsizlikten söylenen ve üzerinde fazla durulmaması gereken bir düşünce demek yeterli sanırım. Ama ikincisi toplumda ciddi tehlike arz eden ve sermayenin talanına karşı oluşan tepkiyi ortadan kaldırmak için belli dönemlerde yaygınlaştırılan bir düşünce. Ayrıca insanın yaşadığı yere ve toplumsal mücadeleye yabancılaşması demek. Kentlilik bilincinin ortadan kalktığını anladığımız bu düşünce ve sonuçları ile savaşmak gerekiyor. Bu anlamda bir savaş yürütmeyi zor bulanlar da olacaktır. Bence Haziran Direnişi'nde sokakları, caddeleri, parkları işgale karşı korumak, günlük olarak kaldırımda yürümeye çalışmakla kıyaslandığında çok daha kolaydı.İki mücadele arasındaki fark ise; halkın beraber mücadele ediyor oluşu ve kurtuluş için ileriye doğru atılan koca bir atılmış oluşuydu. Tabi şimdi mücadele yöntemleri konusunda da konuşmak lazım. Ama bu tartışmayı başka zamana saklayalım. Burada ilk önce kimlere ve nelere karşı mücadele etmemiz gerektiğini belirttik. Ayrıca bunu netleştirmeden gerçekleşecek mücadele kaybetmeye mahkûm kalacaktır. Sermaye düzeni devam ettiği sürece, bir Gökçek gidecek, diğer Gökçek gelecektir.

Eren Can ÇAM,  9.2.2016



[i] TMMOB Mimarlar Odası Cumhuriyet’in Mimari Mirası Sempozyumu 26-27.02.2009 Cumhuriyet’in “Mimari Mirası”nın Planlama Aracılığı İle Korunması: Ankara Örneği Prof. Dr. Mehmet Tunçer