• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Takvim
Yahoo Grup Üyeliği
Ankara CumokYahoo Gruba üye olmak isteyenlerin,
İletişim kısmından "İletişim Formu" nu doldurmaları,  konu kısmına yahoo grup üyesi olmak istediklerini belirtmeleri yeterlidir.
                 

Ankara CUMOK İletişim Sitesi

Osmanlı’nın Son Yıllarında...

Cumhuriyet 28.12.2008
        B
atılı devletler, bu girişime kesinlikle karşı  çıkmışlardır. Kapitülasyonlardan yararlanan, Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya  Savaşı’na “müttefiki” olarak sürüklendiği Almanya bile, kapitülasyonların kaldırılmasını  kabul etmemiştir. Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda yenik düşen Osmanlı  Devleti’ne imzalatılan Sevr Antlaşması ile, kapitülasyonlar -üstelik, kapsamı  genişletilerek- Osmanlı Devleti’ne dayatılmıştır. Kapitülasyonların kesin ve  kuşkuya yer vermeyecek biçimde kaldırılması, Lozan Barış Antlaşması ile  sağlanabilmiştir.

                                                                   Prof. Dr. Rona AYBAY

Osmanlı’nın gerileme ve çöküş sürecinde, Osmanlı ülkesindeki konsolosların  fiili ve hukuksal durumları gittikçe güçlenmiştir. Konsolosluklar, Osmanlı  Devleti’nin içişlerine karışmanın bir aracı olarak da kullanılmış, Osmanlı  yönetiminin ihmalinden ve güçsüzlüğünden yararlanılarak, yetkilerin kötüye  kullanılmasına yarayan araçlar olmuşlardır. Kapitülasyonların yabancılara  ayrıcalıklar sağlaması, gayrimüslim Osmanlıların bazılarında yabancı uyrukluluk  kazanmak isteğini uyandırmıştı. Osmanlı ülkesindeki bazı konsoloslar da bu  istekleri gerçekleştirmek için ellerinden geleni yapmaktan çekinmemişlerdir.  Özellikle, “kapitülasyon mahkemeleri” ve “himaye pasaportu” denilen  uygulamalar, Osmanlı Devleti’nin ülkesi üzerindeki egemenliğine fiili ve hukuki  sınırlamalar getirmiştir.
İngiliz (Britanya) konsoloslukları, bilinen konsolosluk faaliyetlerinin  dışında siyasi işlevler icra eden, kimi zaman Amerikalı misyonerlere arka çıkan,  kimi zaman gayrimüslim Osmanlı tebaasının haklarını savunan, kimi zaman Osmanlı  yönetiminin işlerine doğrudan müdahale eden ve hatta kimi zaman belli antlaşma  ve sözleşmelerin yapılmasını ya da yürürlüğünü kontrol eden bir mekanizmaya  dönüşmüştür.   Uygur Kocabaşoğlu’nun saptamalarına göre, Osmanlı ülkesindeki konsoloslar arasında 1871  yılında yapılan bir ankette, İngiliz konsoloslarına “Ticari ya da siyasi  işlevlerin ağır basması açısından, başında bulunduğunuz birimin durumu nedir” sorusu  sorulmuş ve konsolosların yüzde 47’si konsolosluğunun “münhasıran siyasi” olduğunu  bildirmiştir. Kocabaşoğlu’na göre burada “siyaset”, “konsolosların Osmanlı  yönetimiyle ilişkileri, imparatorluktaki karışıklık ve çatışmalara  müdahaleleri, genel gözetim ve denetim faaliyetleri, her türlü bilgi, veri  toplama ve bunları değerlendirmeye yönelik eylem ve işlemleri anlamında ele  alınmaktadır.” (Majestelerinin Konsolosları, İletişim Yay. s. 203)
            Bu etkinliklere daha sonra “askeri” türde birtakım öğeler de  eklenmiştir: “Osmanlı ordusunun örgütlenişini, yönetimini ve birlik  hareketlerini izlemek ve bu ülkede bir savaş olması durumunda majestelerinin  hükümetinin işine yarayabilecek her türlü topoğrafik ve istatistik bilgiyi  toplamak.” Taner Timur’un bu döneme ilişkin değerlendirmesi de şöyledir: “Yükselen Hıristiyan finans ve ticaret burjuvazisi aynı süreç içinde Batılı  ülkelerin konsolosluklarıyla da ‘sıkı bağlar’ içindeydi. Batılı  emperyalizm iktisadi nüfuzuna paralel olarak en ücra köşelerde bile  konsolosluklar açmış ve Hıristiyan burjuvazinin baş koruyucusu haline gelmişti.  Taşradan en ufak bir şikâyet, kiliseler, bazen de doğrudan konsolosluklar  aracılığıyla anında Babıâli’ye ulaştırılıyor; valiler bile bir şikâyet üzerinde  yerinden oluyordu. Buna karşılık Müslüman halk böyle bir olanaktan tamamen  yoksundu.” (Cumhuriyet Dergi, 31 Temmuz 2005)   Ermenileri ‘koruyan’ Fransız Konsolosu
            Konsolosların saldırgan tavırlarına ilginç bir örnek olarak devlet arşivine  geçmiş olan şu olay da durumu aydınlatıcı niteliktedir: Eşkıya olduklarından  şüphelenilen ve Muş’ta serserice dolaşan “dağ halkından iki Ermeni”nin  polisçe yakalanarak karakola götürülmesi üzerine; “Fransa Hükümetinin Van  Konsolosu Rupen ve tercümanı Mihran’ın daireye (karakola)  gelerek, bunları niçin sorguluyorsunuz diye resmi dairede gürültü çıkararak  nöbetçi polis memurlarından Ziya Efendi’ye hakaret ettikleri, (eşkıya  olduğundan şüphelenilen) meçhul şahısları zorla dışarıya çıkardıkları” resmi  yazışmalara konu olmuştur. (www.devletarsivleri.gov.tr./kitap/belge/993/5).
            Fransız konsolosunun bu saygısız ve saldırgan davranışı; üstelik görevi  Van’la sınırlı olduğu halde bu davranışı Muş’ta göstermesi, İçişleri  Bakanlığı’nın (Dahiliye Nezareti’nin) Başbakanlığa (Sadaret Makamı’na)  başvurarak, “hükümetin ihlal edilen onurunun iadesi”nin sağlanması  amacıyla konsolosun değiştirilmesinin istemesine yol açmıştır. Sadaret  Makamı’nın bu yazıya yanıt olarak Dahiliye Nezareti’ne yolladığı yazıda ise  şöyle denildiği görülüyor: “Van Fransız Konsolosu Rupen ile tercümanı Mihran’ın takındığı yakışıksız  tavırlardan dolayı azilleri için Fransa Büyükelçiliği’ne gerekli tebligat  yapılmıştır.” Ancak yine aynı yazıdan; Fransız Büyükelçiliği’nin, adı geçen konsolos  hakkında şikâyette bulunulmasının şaşırtıcı olduğunu ve “Osmanlı  Hükümeti’nin iyiliğini isteyen böyle bir kişinin azlini istemenin uygun  olmadığını” bildirmiş olduğu ve böylece, saygısız ve saldırgan konsolosun  göreve devam etmiş olduğu anlaşılıyor.   Eylemlere son vermek
            Osmanlı Devleti’nde kapitülasyonlara, dolayısıyla yabancı devletlerin  ülkede bulundurdukları konsoloslukları aracılığıyla içişlerine karışma  eylemlerine son vermek amacıyla çeşitli girişimlerde bulunulmuş ama bunlar  sonuç vermemiştir. Bu konudaki son girişim, Osmanlı Devleti’nin Almanya’nın  yanında Birinci Dünya Savaşı’na katılması sırasında, 1914’te çıkarılan bir  kanuna dayanılarak tek yanlı bir açıklama (nota) yoluyla kapitülasyonların  kaldırıldığının bildirilmesi olmuş; ardından 1915’te yayımlanan ikinci bir  kanunla kapitülasyonların kaldırıldığı kesin bir dille açıklanmıştır.
            Batılı devletler, bu girişime kesinlikle karşı çıkmışlardır.  Kapitülasyonlardan yararlanan, Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na “müttefiki” olarak sürüklendiği Almanya bile, kapitülasyonların kaldırılmasını kabul  etmemiştir.
Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda yenik düşen Osmanlı Devleti’ne  imzalatılan Sevr Antlaşması ile, kapitülasyonlar -üstelik, kapsamı  genişletilerek- Osmanlı Devleti’ne dayatılmıştır. Kapitülasyonların kesin ve  kuşkuya yer vermeyecek biçimde kaldırılması, Lozan Barış Antlaşması ile  sağlanabilmiştir.

Yorumlar - Yorum Yaz