• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Takvim
Yahoo Grup Üyeliği
Ankara CumokYahoo Gruba üye olmak isteyenlerin,
İletişim kısmından "İletişim Formu" nu doldurmaları,  konu kısmına yahoo grup üyesi olmak istediklerini belirtmeleri yeterlidir.
                 

Ankara CUMOK İletişim Sitesi

Din Neden Bireysel Yaşanmalıdır

Cumhuriyet 17.08.2009

Coşkun TECİMER

İnsanoğlu doğada kendisinin farkında ve   yaşadığının da bilincinde olan tek canlı türüdür. Beyinsel kapasitenin inanılmaz   büyüklüğü ve sınırsızlığı içinde, geniş bir yelpazede duygu ve düşünce   üretebilmesi, insanın hayvanlardan ayrılan en büyük özelliği olmuştur.   İnsanoğlunun beyinsel yeteneklerle bu denli cömertçe donatılmış olması ona   birçok avantaj sağlamakla birlikte dezavantajları da beraberinde getirmiştir.

Yüksek beyinsel yetenek, söylemeye gerek yok, teknolojik   devrimle doğanın inanılmaz dönüşümünü sağlamış, sağlamaya da devam etmekte.   Bunun sonucu, insan egemenliğinde bir dünya uygarlığı olmuştur. Madde ve   enerjiyi kendi yararına çevirecek en gelişmiş teknolojileri üretmeyi başaran   insanoğlu, ne yazık ki hiçbir hayvan cinsinin düşünemeyeceği sistemli işkence,   katliam ve soykırımları da yapabilmiştir.

Aynı beyinsel özellik, bilincinin ve ölümlülüğünün   farkında oluşla birlikte insanın yalnızlığını duyumsamasına neden olmuş, korku,   kaygı, acı, üzüntü gibi duyguları da diğer canlılara göre çok daha derin   yaşamasının yolunu açmıştır. İnsan korkuları içinde en temel olanı bazen   bilinçli, bazen de bilinçsiz yaşanan ölüm korkusudur. Bu, aslında yalnızlık ve   yok olma korkusudur.

Törensel yaklaşımlar

İnsan var olduğu müddetçe de var olacaktır. Böylesine   derin bir korkuyla sürekli yaşamanın dayanılmaz ağırlığı nedeniyle, buna karşı   düşünsel ve törensel önlemlerin geliştirilmesi de o denli tabiidir. İlk çağlarda   gökyüzüne duyulan ilgi, güneşe tapınma, yağmur, şimşek, yıldırım gibi doğa   olaylarına karşı geliştirilen törensel yaklaşımlar, hep güçlü olandan korkma ve   bilinmeyene sığınmanın izlerini taşır.

Bilimin ilerlemesiyle bilinmeyenin bilinir hale gelmesi   bu korkuları ortadan kaldırmış olabilir. Ancak yaşamla ilgili sırlar tamamen   çözülmediği ve belki de çözülemeyeceği ve ölüm tüm zamanların gerçeği olarak   kalacağı için hep korkularımız olacak ve biz de her zaman bunun için önlemler   geliştireceğiz.

Bugün yeryüzündeki dinler, ister tek Tanrılı olsun,   isterse Uzakdoğu’nun Hinduizm ve Budizm inanç sistemleri olsun bir şekilde insanın   ebedi olduğunu söylemektedir.

Uzakdoğu dinlerinde ölen kişinin bedeninin bir şekilde   evrene karışarak diğer bedenlerde vücut bulduğu anlatılmakta, tek Tanrılı   dinlerse yaşamın öte dünyada devam edeceğini bildirmektedir. Bunlar hep   ölümsüzlüğü ifade eden, insanoğlunun yalnızlık ve yok olma korkusundan   kurtulmasını sağlayan inançlardır.

Dinler, bir anlamda, en temel bilinmeyenler, evrensel   sırlar ve ölümle ilgili inanç sistemleridir.

İnanmanın yalnızca dinsel olması da gerekmez. Şöyle bir   etrafınıza bakın, kendinizi gözleyin. Hep bir şeyler hakkında irili ufaklı   kanılar, düşünceler üretir, bir şeylere bağlanır, bazen onlara sıkı sıkıya   sarılırız. Kendimizi rahatlatmak için geliştirdiğimiz sayısız formülümüz vardır.   Bazı insanların tamamen din dışı bir konuda ‘saçma olduğunu biliyorum, ama   inanıyorum’ dediğini bile duymuşsunuzdur. Bilinenler arttıkça, bu tür   yaklaşımların azaldığını, ama hiçbir zaman tamamen kaybolmadığını görüyoruz.

Evrenin sırları

Bilinmeyen oldukça, yaşamın gizemi devam ettikçe,   evrenin sırları tüm yönleriyle çözülmedikçe farklı kulvarlarda yol almak üzere   bilimle birlikte inanç da, kanı da olacaktır. Çünkü inanmak bilinmeyen   karşısında duygusal ve düşünsel tavır geliştirmek demektir. Beyinsel, doğal bir   faaliyettir. Kuşku, akıl yürütme, analitik düşünce, ispat arzusu nasıl insani   faaliyetlerse, inanma, bağlanma isteği, tutku ve aşk da o denli insanidir.

Ölüm korkusu ve yalnızlığı yenme arzusu; ölümsüzlük   isteği ve Tanrı duygusunu da beraberinde getirir. Konu ölüm, evrenin sırları   gibi bilinmeyenler olunca bunun karşısında alınacak tavır da kişisel olacaktır.   Yani bilinmeyen karşısında duyulan objektif değil, sübjektif olmak zorundadır.

Farklı algı ve hissediş

Aynı dine inananların bile dini farklı yorumlamaları çok   doğaldır. Ne kadar beyin varsa o kadar da farklı algı ve hissediş biçimi vardır.   Dolayısıyla tüm insanları, toplumları aynı inanç ve dinsel yorumlar altında   tutmak insani ve etik değildir. O yüzden tüm toplumu bağlayan, inanca dayalı bir   hukuk ve eğitim sistemi, ekonomik sistem olamaz, olmamalıdır. Bunun için Tanrı   ile kişi arasına girilmemesi, herkesin duygusunu, inancını kendi sınırları   içinde yaşaması gerekir. Bu, tüm topluma uygulanabilme pratiği olan, hem de   bireyin gereksinimlerini giderebilecek en akılcı yoldur. Bu nedenle de insan   doğasına en uygun olduğu gibi demokratik ve ahlakidir.


Yorumlar - Yorum Yaz