• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Takvim
Yahoo Grup Üyeliği
Ankara CumokYahoo Gruba üye olmak isteyenlerin,
İletişim kısmından "İletişim Formu" nu doldurmaları,  konu kısmına yahoo grup üyesi olmak istediklerini belirtmeleri yeterlidir.
                 

Ankara CUMOK İletişim Sitesi

Anayasa ve Vatandaşlık Tanımı

Cumhuriyet 16.04.2009

Devletin temel  ögelerinden biriyle ilgili olan vatandaşlığın (yurttaşlığın) temel ilkesinin  anayasa ile belirlenmesi gerekir. Bu ilke, devletin çağdaş ve demokratik  niteliği açısından da önemlidir. Vatandaşlık, etnik, dinsel vb. ayrımlardan  uzak, kişiyle devlet arasındaki hukuksal bağdır. “Türk ulusu, Türkiye  Cumhuriyeti yurttaşlarından oluşur” hükmü, vatandaşlık konusunda ortak bir  anlayışa temel olabilir.

Prof. Dr. Rona AYBAY

Devleti oluşturan temel ve vazgeçilmez ögeler vardır. Bunlar; ülke, bu ülke  üzerinde sürekli olarak yerleşmiş bir insan topluluğu (insan ögesi) ve ülke  üzerinde egemenlik kurmuş bir kamu gücü olarak özetlenir. Devlet kavramı,  belirli bir insan topluluğunda ayrı olarak düşünülemez.
        Devletin insan ögesinin belirtilmesi için çeşitli deyimlerin kullanıldığı  görülmektedir: Ulus, millet halk, ahali, tebaa, uyruk, nüfus gibi. Ama hangi  deyim kullanılırsa kullanılsın, devletin insan ögesinin bireylerden (tek tek  insanlardan) oluştuğu apaçık bir gerçektir. Bu insanlar arasında hukuksal  bakımdan farklılıklar olup olmaması, devletin niteliğiyle ilgili bir durumdur.  Osmanlı Devleti’nde, uyruklar (tebaa) arasında “Müslüman” olup olmamaya  göre dayanan önemli statü farkları vardı. Devlet hizmetine alınma, vergi ve  kişisel statü konularında görülen bu farklılıklar, uyrukluk konusundaki  anlayışla ilgiliydi. Müslüman olmayan uyruklar (zimmiler), dinlerine ve  mezheplerine göre gruplara ayrılmıştı. Osmanlı yönetiminin uygulamalarında bu  grupların her biri bir “millet” oluşturuyordu.
        Buna karşılık, Müslüman uyruklar arasında “millet” farkı yoktu. “Sünni” mezheplerden birine mensup her Müslüman, örneğin Araplar, Boşnaklar  haklardan yararlanmada eşit sayılırdı. Osmanlı Devleti’nin çöküş döneminde,  Müslüman olmayan Osmanlı uyrukları, yabancı devletlerin müdahaleleri ve  kapitülasyonlar nedeniyle, Müslüman uyruklara göre ayrıcalıklı bir konuma  gelmişlerdi. 1869 yılında yayımlanan Tabiiyet-i Osmaniye Kanunu, uyruklar  arasında din ve mezhep farkına son vermeyi ve bir “Osmanlı Milleti” yaratmayı  amaçlamışsa da başarılı olamamış; gayrimüslim uyruklar, yabancı devletlerin  korumasından yararlanmayı sürdürmüşlerdir.
Cumhuriyet dönemi
        Bu alanda Cumhuriyet döneminin getirdiği ilk değişiklik, monarşilere  yaraşan “tabiiyet” deyimi yerine, Cumhuriyete yakışan “vatandaşlık  (yurttaşlık)” deyiminin benimsenmesidir. Cumhuriyet döneminin ilk anayasası  (1924) “Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle  Türk ıtlak olunur (denir)” hükmünü getirmiştir. Böylece, çağdaş ve laik bir  vatandaşlık anlayışı benimsenmiştir.
        1961 Anayasası, vatandaşlık konusunu bir anayasa için oldukça ayrıntılı  biçimde düzenlemiştir. İlgili maddenin birinci fıkrası, “Türk Devletine  vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes”in Türk olduğunu belirtmiştir. Bu  hükümle vatandaşlığın; ırk, dil, din, etnik köken ayrımından uzak bir hukuksal  bağ olduğu anlayışı benimsenmiştir. 1982 Anayasası’na da aynen alınan bu hüküm,  bir Anayasa Mahkemesi kararında şöyle açıklanmıştır:
“Bu ilke, evrensel bağlamda vatanı ve ulusuyla bir bütün olan Türkiye  Cumhuriyeti’nde bireysel insan hakları yönünden eşitliği sağlamak için  getirilmiş, ulusu kuran herhangi bir etnik gruba ayrıcalık tanınmasını önleyen;  birleştirici ve bütünleştirici bir temel oluşturmuştur. Burada Türklük, ırka  dayalı bir anlam taşımamaktadır.Her kökenden gelen vatandaşların  vatandaşlığı ve ulusal kimliği anlamına gelmektedir.”
Türkiye Barolar Birliği’nce R. Aybay, S. Batum, F. Bilir, E. Göztepe, K.  Kanadoğlu, F. Sağlam, O. Uygun ve T. Ergül’ün katılımıyla  oluşturulan kurulca hazırlanarak, 400 sayfayı aşan bir kitap biçiminde 2007  yılında yayımlanan Anayasa Önerisi’nde, öteki anayasal konular gibi vatandaşlık  (yurttaşlık) da gerekçeli bir madde biçiminde düzenlenmiştir. Öneride temel  ilke şöyle konulmuştur: “Türk ulusu, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarından  oluşur.”
Gerekçede şu açıklama vardır: “Türk ulusu, Mustafa Kemal Atatürk’ün  1934 tarihli ‘Medeni Bilgiler’ kitabında verdiği tanımla; köken, din,  dil gibi farklılıklar dikkate alınmaksızın yurttaşların tümü olarak ifade  edilmiştir. Ulusun, tüm yurttaşlar için ortak ve birleştirici bir kavram olarak  bu şekilde belirtilmesi, çağdaş anayasal ilkelere ve günümüz demokrasi ve insan  hakları anlayışına uygun bir yaklaşımdır. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığı ırka  veya etnik kökene dayanan değil, her kökenden gelen insanların ortak kimliği  anlamına gelmektedir.” Sonuç
          Uyrukluk Konusunda Avrupa Sözleşmesi, vatandaşlığı (uyrukluğu) şöyle  tanımlamıştır: “Uyrukluk, bir kişiyle bir devlet arasındaki hukuksal bağı  ifade eder; kişinin etnik kökenini göstermez.” Org. Başbuğ’un “yıllık değerlendirme” konuşmasından sonra,  vatandaşlık konusunun, önümüzdeki dönemde siyasal ve hukuksal planda  tartışmalara konu olacağı anlaşılmaktadır. Devletin temel ögelerinden biriyle  ilgili olan vatandaşlığın (yurttaşlığın) temel ilkesinin anayasa ile  belirlenmesi gerekir. Bu ilke, devletin çağdaş ve demokratik niteliği açısından  da önemlidir. Vatandaşlık, etnik, dinsel vb. ayrımlardan uzak, kişiyle devlet  arasındaki hukuksal bağdır.

Türkiye Barolar Birliği’nin 2007 Anayasa Önerisi, başka önemli anayasal  konularda olduğu gibi vatandaşlık konusunda da araştırmalara katkı yapacak bir  çalışmadır. Önerinin “Türk ulusu, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarından  oluşur” hükmü, vatandaşlık konusunda ortak bir anlayışa temel olabilir.

Yorumlar - Yorum Yaz